1.12.13

it's hard to say mad when there's so much beauty in the world.


geçen her senenin üzerinden tekrar geçip bakınca, hep bir öncekinden daha kötü ve daha dramatik bir çizgide seyrettiğini düşünüyorsun. 

inişler, çıkışlar ve daha keskin inişler. kesişmeler, yansımalar, paralellikler ve uzaklıklar. gitmeler, kalmalar ve yerleşmeler ve terk etmeler. bildiklerin, bilmediklerin, hatırladıkların ve unutmak istemediklerin. 

hiçbir şey eskisi gibi kalmıyor. ve hiçbir şey olduğu gibi bırakılmıyor.

geçen ve hala geçmekte olan bu üçyüzaltmışbeşgün'den sonra bütün 'eski'ler kalıp değiştiriyor. değiştirdi ve değiştirmeye devam ediyor. 

hayatın tüm şiddetiyle burun buruna geldiğin bu bir senede gözünün önünde insanlar ölüyor. insanlar doğuyor ve hayat hiç olmadığı kadar karanlık ve bir o kadar da parlak görünüyor. gerçeğin acı verici güzelliğiyle gözlerin kör oluyor.

anlık duruşlar kalp ritmini bozuyor. olan biten hiçbir şey yok, demek daha çok yoruyor. hava akımına takılıp olduğu yerde salınan hayatların akışkan büyüsüne kapılmak, yer çekimine direnmenin güzelliğini besliyor. 

kendini sevmek boyut değiştiriyor. önceliklerin ve önemsediklerin, teker teker ve birden bire yer değiştiriyor. için dışına çıktıkça ortaya dökülenler renkleniyor. bütün o toz, kül ve fotoğraf sevmenin, üzülmenin ve hissetmenin yeni formlarına bürünüyor. üzerine konuşacak, ağlayacak, sevinecek ve sarılacak hayatlar yaratıyor ve yaşatıyor.

mesafe almak yerini mesafeyi anlamaya bırakıyor. gelmeyeceğini bildiğin birini beklenmek yerini özlemeye bırakıyor. durup dururken kokusunu duyduğun birini unutmana imkan olmuyor. 

daha çok anlayıp, daha çok anlatıyorsun. ezberlerini bozup kemiklerini yeniden kırıyorsun. uçsuz bir boşluktan sonsuz bir hikaye yaratıyorsun.

bu kadar yüksekten ancak düşerek iniyorsun. ve yazdığın hikayeyi baş ucundan ayırmıyorsun. 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder