5.10.13

one of those days.


sonsuzluğun bir hayat birimi olduğuna inanıyordu. 

yatıp göğe uzandığında içinde kaybolduğu yıldızların ve o yıldızlardan hiç sönmeyecekmişçesine yayılan ışığın; 

çevresine ve boya kalemlerine baktığında gördüğü renklerin ve o renklerle yaratabileceği yeni dünyalar boyayacağı yeni renklerin;

sayfalarını çevirdikçe yeni satırlar keşfettiği kitapların ve her kitapla aklına düşen yeni soruların; 

küçükken beline kadar düşen ve ilk bukle kesildikten sonra bir daha hiç dalgalanmayacak bal rengi saçlarının;

karanlıkta kalmak pahasına göğsünde uyuttuğu yavru bir tavşanın soluk alıp verişlerinin;

nefessiz kaldığı bir sabaha karşı içinden çekip çıkarttıkları çocukluğun ve yerine yerleştirdikleri acının;

omzuna kazıdığı adam uyurken dokunduğu çıkık köprücük kemiğinin ve giderken arkasından baktığı dar merdivenlerin;

hiçbir zaman ortasını bulamadığı iyiliğin ve kötülüğün, değişeceğini düşündüğü ve fakat değişmeyeceğini bildiği iyinin ve kötünün;

çiçek yetiştirdiği apartman boşluklarından sızan siyahın ve beyazın;

hep sonsuzluğa uzandığını düşünüyordu. 

zamandan ve mekandan bağımsız olarak teker teker parmak uçlarına bağladığı her ipin sonsuza kadar kendisiyle birlikte dolanacağına inanıyordu.

beyin kanaması geçirdiği için bir daha eskisi gibi konuşamayacak bir insanın aklından geçen kelimelerin nerede bitip kalp krizi geçirdiği için bir daha eskisi gibi hissedemeyecek bir insanın ruhundan geçen duyguların nerede başladığını düşünüyordu. her şey sonsuzsa ve hiçbir şey sona ermeyecekse neye ve nereye evriliyordu? bir daha hiçbir zaman çocuk olamamak demek ışıkların sönmesi, renklerin kuruması, soruların cevapsız kalması, tavşanların ölmesi, acının kabuk bağlaması, aşkın çürümesi, kemiklerin kırılması, kötünün iyiyi yenmesi, her yerin griye boyanması ve sonsuzluğun yitmesi demekti. o zaman sonsuzluktan geriye ne kalıyordu?

sayı saymayı ve kendini sevmeyi unuttuğu için artık her şeyin bir sonu olduğuna inanıyordu.

cumartesiyi pazara bağlayan sabahların şarkıları gibi sadece uzanıyor ve uzuyordu. zamandan ve mekandan bağımsız olarak, zamana ve mekana dağılıyordu. ölümden döndüğü ve ölmekle ilgili tüm hesabını kapattığı için, parmak uçlarıyla sızıyordu hayata. "an," diyordu sadece, "olan biten tek şey an. her şey an'da saklı ve o an olabildiğince sonsuz."

sonsuzluğun tanımı an'daydı ve o masallara inanmazdı. 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder