22.4.12

denizin ve güneşin iyileştiremediği şeye ne denir?


bazen merak ediyorum, sürekli depresif bir ruh haline sahip insanlar nasıl yaşıyor? yorulmuyorlar mı? ağır gelmiyor mu o yük? her nefes alışlarında ciğerlerine batan cam kırıklarını söküp atmak gelmiyor mu içlerinden? boğulmadan nasıl nefessiz kalabiliyorlar onca zaman suyun altında?

ben yapamazdım. yapamadım da.

aslında tek bir an yetiyor kırılmaya. parçaları tekrar toplamak içinse seneler belki de. sebepleri önemli değil. bir sürü değişken. ordan burdan. senden benden. sonuç, aynı. atarax, pasiflora, alkol. herneyse. aklına ne gelirse işte. hissettirdikleri öyle derin ki. yanına ne aldığının bir önemi kalmıyor bir noktadan sonra.

bugün yeraltı'nı izlemesem belki de hatırlamayacaktım veya hatırlamak istemeyecektim bunları. öyle ya, unutmak imkansız ne de olsa.

yine de, tek bir an yetiyor farkına varmaya. öyle bir an ki, aynaya baktığında kendini tanıyamıyorsun mesela. veya sesin bir başka çınlıyor telefonda, öyle söylüyorlar. eskiden iştahla yediğin yemekler yüzünden midene kramplar giriyor artık belki de. en kötüsü de içindeki bütün sesler susuyor. attığın bozuk paranın sesini duyamayacağın kadar dipsiz bir kuyu gibi bomboş, kalıyorsun.

işte o an bulunduğun derinlikten çıkmak için var gücünle yüzüyorsun suyun yüzüne. güneşi teninde hissedene kadar. kıyıya çıkıyorsun son nefesinle. uzanıp çakıl taşları üzerine, cam kırıklarını temizliyorsun. yaraların kabuk bağlıyor nasılsa, eninde sonunda, biliyorsun. kapatıp gözlerini içine çekiyorsun tüm havayı sanki içindeki sesleri uyandırmak ister gibi.

bunu ne kadar sık yaparsan yap, ne kadar kendinden vazgeçecek kadar bırakırsan bırak kendini, orada kalamıyorsun işte. muharrem bey (engin günaydın) gibi acı çekmekten zevk almak değil aslında istediğin. çektiğin acılara inat hayata tutunmak. işte bundan vazgeçemiyorsun. çözülürsen koparsın çünkü, biliyorsun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder