23.12.12

i'm so glad that, i'm an island now.


hayatı öğrenmek için tam olarak ne bilmek gerekiyor? hayatta kalabilmek için ne kadarı yeterli oluyor? apartman boşluğunda yetiştirilen çiçekler ne kadar yaşıyor?

örneğin; bileklerin, ne kadar kalın? parmakların ne kadar uzun? gözlerin ne renk? ya gülüşün, ekvator boyunca uzanabilir mi yoksa? gözlerin de ona eşlik edecek kadar parlak mı dersin?

peki yaşadığın şeye sahip çıkıyor musun? yara izlerini kazımak veya yok etmek yerine gösteriyor musun kimselere? hikayen nerede başlayıp nerede bitiyor, buna kim karar veriyor? ya sesin, ne kadar yankılanıyor? uzay boşluğuna bırakılan çiçekler ne zaman yok oluyor?

onlarca paragraf ve belki birkaç cümleyle anlatılabilecekler, kelimelere sıkıştırılıyor. tek atışlık eylemler. tutulmalar ve taşkınlıklar. içinden atamadıkça içinde birikenler. tek isimli özneler. kalanlar, gidenler ve gelenler. hepsi tek bir ana ve bütün bir hayata sığıyor.

seninle ilgili hiçbir şey unutulmayı hak etmiyor. yine de sana ait kelimelerim tükeniyor. hepsi birer birer yere dökülüyor. hiçbirini tutmuyorsun. havada asılı olanları saymıyorum bile.

sigaramı yakmak için siper ettiğim ellerimi bu kez gözlerime uzatıp gidişini izliyorum. bazen, ne kadar kıssam da gözlerimi, seni görmek için kör olmam gerekiyor.

artık her sokak köşesinde, gittiğim her yer, gördüğüm her yüzde, "beni sev," diye bağırmıyorum. kısık sesim ve boğaz ağrıları için seni değil, boş sigara paketlerini gösteriyorum.

terden sırılsıklam olsam da ısınmayacak bir kuytu. her zaman soğuk ve hiçbir zaman değişmeyecek. tek nefeslik alanlar. anlıyorum.

ve devam ediyorum.

ben, elbette, böyle olsun istemezdim.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder