15.8.11

eve nasıl yorgun geldiysem, yedi buçukta oturduğum koltuktan ancak şimdi kaldırabildim kendimi. bir yandan da uzun zamandır seni boşladığımı, doğru dürüst iki kelam etmediğimi düşünüyordum ki yanılmışım. cumartesi zaten konuşmuşuz. ama o arada o kadar hızlı geçti ki zaman ve ben o kadar yetişemedim ki, sanki haftaları devirdik gibi hissettim. yanılmışım, kusura bakma. bir tam gün süren çekim, istanbul, trafik, iş, istanbul, trafik derken şu an kendimi 68 yaşında gibi hissediyorum. bütün kemiklerim ayrı ağrıyor, burnum akıyor bir yandan. erken başladığım bu hafta hiç geçmeyecek gibi. proteinsizliktendir belki zira aylardır gram et yemiyorum. sabah da klima çarpmıştır muhakkak. öyle bir kırgınlık hali. 
d harfini gitmeden görememenin kırgınlığı gibi mesela. "istanbul-rome-florence-venice-paris-madrid-seville-barcelona-ibiza-barcelona-istanbul" turundan önce bir kahve içimlik zaman ayıramamanın eksikliği. moda ve beyazıt kadar ayrı duraklarda durma hali. durmanın eksik hali. 

bir de insanın yıldız olma hali var-mış. aynı yıldızdan iki tane olması hali. gülümsersem onu da bilare anlatırım. 

hayat gezince güzel tadında bir program yapmak istiyorum bu aralar mesela. ama yarı zamanlı. yazlık. işim gezmek olsun. şöyle sahil boyunca, koy köşe dolanayım. gezdiğim yerlerin tadına bakıp damağımda kalanları anlatayım sana. d harfinin rotasının cazibesinden bu merak aslında. yılın bu zamanlarında, senenin en güzel havalarında yüzünü güneşe dönüp yönünü bulmak varken minibüse binip maslak'ta bir plaza katına tıkılmak. bütün sıkıntı burada aslında.

şu yorgunluğum bir geçsin de...

yine de düşünüyorum da, hareket iyidir. yani pazar günümü evde, koltukla bir bütün olmuş şekilde geçirsem de en az bu kadar yorgun olurdum. sıkılmak da yorar insanı bilirsin. kışın ne kadar ağırlaştığını bir hatırla. iç sıkıntısı, ruh sıkıntısı. hop, bir bakmışsın altı kilo almışsın. o yüzden, bu yorgunluklar güzel, kıymetini bilmek lazım. hareket ediyorsun çünkü. hava sıcak ama arada esen o rüzgar yok mu. şöyle kısıp gözlerini derin bir nefes alıyorsun. bak, ben artık nefesimi tutmuyorum. hala ellerimi koyacak bir yer bulamıyorum belki ve saçlarımı daha sıkı topluyorum hatta. ama yine de yaptığım şeylerden keyif alıyorum. uzayda kapladığım alanın en doğru ifadesi bu sanırım. ne kadar şikayet etmekle başlasa da bazı cümlelerim, onları büyük bir keyifle tamamlıyorum. her noktayı koyuşumla bir nefes daha alıyorum.

biten kitabımın yerine yenisini koyuyorum çantama.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder